Bazen “hayatta sosyolojik araştırmalar yapan biri olsaydım keşke” der bulurum kendimi. Kelimelere takıldığım kadar, insanlara da takılıyorum. Öyle durup dururken değil, bazen bir hareket, bazen otomatik olarak söylenmiş bir cümle ile ilgimi çeker insanlar. İşte bu tarz bir nedenledir ki; toplumu inceleyebilsem, sosyolojik grupları tesbit edebilsem ve onlar nerede bulunur, nasıl bulunur, hangi özelliklerinden ayırdedilir, ne dersen ne tepki verir, nelerden hoşlanır, nelerden nefret eder vesairesini bilebilsem derim…
Şimde sosyopatın kelime anlamını unutun ve varsayın:
mesela insan bağımlısı, analiz bağımlısı;
mesela nedenini, nasılını bulmadan içi rahat etmez, hatta bunlara takıntılı;
mesela nelerden gelmişler, nasıl gelmişler, nasıl bu seviyeye gelmişler;
mesela başkalarını nasıl görür, hangi çerçeveden bakarak öyle algılarlar….
diye merak eden insana sosyopat denilse.. kendimi sosyopat sınıfına sokar mıydım? Sanırım bu soruların yüzde seksenine “evet” cevabını verir, “ evet, evet ben sanırım bir sosyopatım” derdim.
Bir yerde oturup keyif yaparken, birşeyler içip, etrafı seyerederken bir bakarım ki bir grup insan! Sen, ben gibi. Veya görüntüde birbirimizden farkımız yok. Ama fark yaratan birşeyler var. Tamam haklısınız, herkes birbirinden farklıdır tabii ki. Ama bir sakillik görürüm o elegan görüntünün altında. O kadar estetik objenin içinde bir kiçlik, onca aydınca cümlede bir arabesklik… Aklıma takılır gene sosyolojik gruplar, insanlardaki güdüler, motivasyonlar, nedenler, nasıllar.
İşte “empati” denilen kavram benim bu noktada ortaya çıkar. Empati denilen şey aslında, insanın kendini bir başkasının yerine koyarak onların duygu ve düşüncelerini anlayabilme becerisi, hem de kendinin deneyimlemesine gerek kalmadan. Bu noktada “kendi deneyimlememesi” anahtar kelime. Mesela yakınlarından birinin vefatına tanıklık etmiş birini anlayabilmek için, sadece kendi bir yakınımızı kaybetmemiz değil, kaybetmiş gibi düşünüp neler hissedebileceğini bulmak sözkonusu. Aslında empati kurabilmek bu tarz üzüntülü ve duygusal konular için çok kolaydır. Zira içimizde bizi engelleyen bir savunma duvarı yoktur. O insana sinirli değil, acıma ve üzülme duygusu içindeyizdir. Halbuki sinirlendiğimiz, bizi küçümsediğini düşündüğümüz birine karşı empati kurmak ne kadar zordur değil mi?
Siz paşa paşa arabanızla bir şeridi tutturup trafiğin akış hızında gidiyorsunuz diyelim, yan şeritten bir araba önünüze atlıyor ve sizin hem ani fren yapıp ona çarpmamanız, hem de aynı anda arkanızdaki arabanın size çarpmasını engeleyecek kadar kontrollü fren yapmanız gerekti. Bu durumda aklımız hemen varsayımlar üzerinde çalışır ve önümüze atlayan arabanın şöförünün neler olabileceğine dair sayarız: “eşşeğlueşşekkkkkk, ne yaptığını sanıyorsun sen; bak sen şu manyağa, almış altına performansı yüksek araba trafiği mahvediyor, ….” Ama şöförün aklında o sırada belki de başka düşünceler dolaşıyor. Mesela hastaneye veya sizinde geçen gün yaptığınız gibi toplantıya yetişmeye çalışıyor. Olamaz mı? Üzüldüğümüz birinin yaptığı hırçınca şeylere anlayış gösterebiliyorken, bizi sinirlendiren birinin bunu neden ve daha da önemlisi hangi koşullarda, nasıl yaptığını bilmeden, herşeyin normal olduğu varsayımında bulunarak hırçınlığına anlayış göstermememiz affedilebilir mi? Bizim yaptığımız da bir başka hırçınlık olayı değil mi? Tabii bizim o şöförle empati kurup kurmamamız aslında olayın yanlışlığını, şöförün hatalı olduğu sonucunu değiştirmez. Ama gene de bizim küfretmemiz, hatta çok sinirlenip arkasından hızlanıp arabaya yetişmeye çalışırken başka şöförleri beraber taciz etmemizi de haklı çıkarmaz, değil mi?
Empati kurmak anlayış göstermemiz demek olabilir ama karşı kişiye hak verdiğimiz anlamına gelmez. İşte bizim esas yanılgıya düştüğümüz de sanırım tam olarak bu. Birine anlayış gösterdiğimiz zaman, onu anladığımız zaman, o kişinin yaptıklarını doğru düşüneceğimizi veya yaptıklarının yanına kalacağını varsayırız. Ama bu doğru değildir. Aslında sadece kendi duygularımızın kontrolünde oluruz demektir. Boşu boşuna sinirlenip, belki de kendimizi tehlikeye atmamak demektir. Varsaymamak kadar önemli sanırım. Bize söylenen bir cümleden, otomatikman kendi süzgecimizden geçirip, varsayarak çıkardığımız bir sonuç, aslında söyleyen kişi için bambaşka anlamlar ifade ediyorsa, belki de karşımızdaki insanı çıkardığımız sonuçla kırmamak demek.
Bu tarz beceriler genelde zamanla ortaya çıkar; hayatın içinde yaşadığımız olay dizilerini geldiği gibi yaşayıp gitmiyorsak, sıcak sütü üflemeden içmemeyi öğrenmek gibi kendimiz için dersler çıkarabiliyorsak, bunlar biriktikçe daha fazla empati kurabilir ve daha az varsayabilir hale geliyoruz. Alışkanlık veya farkındalıklarla çıkarılan bu dersler, bir sonraki bilmediğimiz yada daha önce karşılaşmadığımız olaya kadar bizi idare eder. O bir sonraki olayda yeni bir deneyim bizi, süzgecimizi daha da zenginleştirir. Ben kendi süzgecimizi zenginleştirmenin insanı da büyüttüğünü düşünürüm. Ama empati kurmak nasıl karşıdaki yanlışı düzeltmiyorsa, bu bilgi de benim merak etmemi engellemiyor sanırım.
